ANTALYA'NIN INCISI : KAS



Uzun zamandır gidip görmek istediğim bir yerdi Kaş. Yıllar önce güney illerimizi gezerken bir mola vermiştik Kaş’ta ama şöyle güzel bir tadını çıkarmak istiyordum bu sefer. Müdavimlerinden Kaş’ı dinleyip de merak etmemek, görülecek manzaraların dinginliğini hayal etmemek, ballandıra ballandıra anlatılan mezelerin, tatlıların tadına bakmak için can atmamak pek mümkün değil zaten.


Ankara-Afyon güzergahından gelecekler için Elmalı’yı geçtikten sonra 2 seçenek bulunuyor. Ya orman yoluna girilecek ya da Finike’ye kadar inilip oradan Kaş’a gidilecek. Orman yolu harita üzerinde daha kısa gibi gözükmekle birlikte oldukça virajlı bir yol. Gezgin abimiz Yalçın abiden aldığım tüyoya uyarak daha düzgün olan Finike yolunu tercih ettik. Yolculukta amacımız bir an önce gideceğimiz yere varmaktan ziyade, yolun keyfini çıkarmak olduğundan yemece-içmece, gezmece-görmeceyle iyice uzattığımız yolculuğumuz nedeniyle hava kararmıştı bu açıdan da orman yolunu dönüşe bırakalım dedik.


Kaş’a vardığımızda saat 22:00 civarıydı. Kalacağımız Begonville oteli rahatça bulup önündeki park yerine aracımızı parkettik ve eşyalarımızı odaya çıkartıp duşumuzu aldıktan sonra başladık Kaş merkezini keşfetmeye. Kaş gerçekten küçücük bir yer. Kesinlikle bir taşıta ihtiyacınız yok. Sokaklar arasında yürümek, küçük mekanlarda birşeyler yeyip içmek çok keyifli. Bu küçücük yerde bu kadar orijinal ve farklı alternatifler bulmak hele bir de bunları nefis bir manzara eşliğinde mideye indirmek gerçekten süper.



Mekanlara ilişkin izlenimlere gelirsek; deniz kenarında bir yere gidince ilk yenecek şey tabii ki deniz ürünleri. Blue House, Üzüm Kızı, Mercan ve Dolphine ön plana çıkan deniz ürünleri restorantları. Bunlardan Blue House ve Üzüm Kızı diğer alternatiflere kıyasla daha makul fiyatlara sahip. Pide ve türevleri için Çınarlar’ın pidesi çok lezzetli. Hatay mutfağı için Köşk Restorant, ev yemekleri yemek isteyenler içinse Hanımeli Restorant güzel seçenekler. Gece gezmesi için medandaki Mavi güzel müzik yapan popüler bir mekan. Barcelona öne çıkan barlardan. Asmaaltı plajının karşısındaki Echo adlı mekan ahırdan bozma bir yer ama canlı müzik olan şirin bir mekan. Caz, blues ve hafif rock müzik için ise Hideaway tavsiye edilebilir.


Gündüzleri yapılacak en güzel aktivite ise sahildeki plajlarda oturup dinlenmek, güneşin ve denizin tadını çıkartmak. Limanın doğusunda Derya Plajı ve Çınarlar Plajları bulunmakta. Daha doğuda ise Küçük Çakıl ve Büyük Çakıl plajları var. Derya ve Çınarlar plajları kayalıkların üzerine kurulmuş tahta platformalardan ibaret ve şezlong-şemsiye mevcut. Giriş ücretsiz ancak içeride birşeyler yeyip-içmek gerekiyor. Fiyatlar ise gayet makul. Öyle bazı meşhur tatil yerlerindeki gibi 0,5 lt suyun 5 TL olduğu yerlerden değil kesinlikle. Tam hatırlayamıyorum ancak içecekler 3-4 TL, pideler-pizzalar 10 TL civarıydı.





Biz Çınarları’da Derya’yı da çok sevdik. Zaten denize girilen yer de hemen hemen aynı. Ama bence Kaş’ın en güzel kısmı limandan yaklaşık 15 dakikalık pancar motorlu kısa tekne seyahati ile ulaşılan Limanağzı bölgesi. Tekneler sırasıyla Bilal, Don Quixote ve Nuri adlı plajlara uğruyorlar ve sizi istediğiniz yerde bırakıyorlar. Ücret 5 TL ve binişte ödeniyor. Tekneler akşama kadar yaklaşık her yarım saatte bir dönüyor ve dönüşte herhangi bir ücret ödemeden sizi geri götürüyor. Eğer plajların hepsinin tadına bakacağım diyorsanız ilk önce Bilal’de inip vakit geçirdikten sonra Don Quixote’a ve Nuri’ye geçebilirsiniz. Buralarda da fiyatlar Kaş’ta olduğu gibi makul.


limanın batısında kalan kısımda ise Asmaaltı plajı bulunuyor. Buralar Çınarlar ve Derya’ya göre daha sakin. Burada da zaman geçirmek çok keyifliydi.


4 gün kaldığımız Kaş’ta yakınlarda denizin, güneşin, dinginliğin, midemize hitap eden lezzetlerin tadını çıkardıktan sonra bir günümüzü de yakınlardaki yerlere ayırmaya karar verdik. Nerelere gidebiliriz, neler yapabiliriz diye düşünürken yardımımıza Begonville otelin sahibi Aslan bey yetişti. Kendisi çok candan, dürüst ve samimi bir insan. Sağolsun bizimle de yakından ilgilendi ve Kaş çevresindeki yerleri en ince detaylarına kadar anlattı. Öncelikle popüler aktiviteler arasında yer alan Kekova turundan bahsedelim. Turlar saat 10:00’da çıkıp, 18:00’da dönüş şeklinde. Aslan bey Xhantos Tour’u tavsiye etti. Biz daha evvelden Kekova’ya gidip cam zeminli tekne turunu yapmış olduğumuz için tura vakit ayırmak istemedik. Ama Aslan beyin diğer önerilerini dinleyip 1 günümüzü çevredeki atraksiyonlara ayırmaya karar verdik.





Programımız şöyle gerçekleşti: Kaş çıkışından Fethiye yönüne doğru döndük. 24. km’de Kaputaş Plajı bulunuyor. Görüntü gerçekten harika. Plaj çok hoşumuza gitti ancak yeni kahvaltı etmiştik ve canımız yüzmek istemediği için akşam dönüşte gün batımında geliriz diyerek yolumuza devam ettik
.



27. km’de Kalkan var. Ancak Aslan bey Kaş varken Kalkan’da vakit kaybetmeyin dediği için onun tavsiyesini dinleyerek kalkanı pas geçtik ve 37. km’deki Patara örenyeri’ni geçip 42. km’deki Likyalılara başkentlik yapmış olan Xhantos örenyerine ulaştık. Harabeler arasında dolaşıp geçmişe bir yolculuk yaptık. Yalnız yerleşkenin çok büyük olduğunu hatırlatır bizim gibi öğle saatlerinde gidilmemesini salık veririm.




Aslan beyin bize çizdiği programda 70. km’ye kadar ilerleyip Saklıkent Kanyonu’nu görmek ve dönüş yolunda İslamlar köyünde durup Musa Yaylı’nın alabalık restoranında balık ya da Palamut köyünde gözleme+ayran yemek vardı ancak Xhantos’dan daha ileriye gitmeyip “yavaş tatil” felsefemize sadık kalmak istedik. Bu yüzden Likya soyunun başkenti Patara örenyerine geri dönüp Patara plajında şemsiyemizin altındaki yerimizi aldık. Örenyeri girişi 5 TL müzekart geçerli. 




Patara plajı 12 km’lik uzunluğa sahip muazzam bir kum plaj. Plajda yeme-içme, wc gibi ihtiyaçları karşılayan bir tesis de mevcut (plaj resmi pataragoldenpension.com sitesinden alınmıştır). Deniz-plaj keyfinden sonra örenyerini ziyaret ettik. Meclis binası, deniz feneri ve tiyatro ilgi çekici kalıntılar.





Patara örenyerinden sonra dönüşe geçtik ve Kaputaj plajında durup biraz daha deniz keyfi yaşadık. Ancak Kaputaş’ın sabah saatlerindeki tenhalığından eser kalmamıştı. Plaj tıklım tıklımdı ve her 5 dk’da bir yeni bir tur otobüsü ziyaretçileri getiriyordu. Huzurlu bir ortam arayanlar için sabahın erken saatlerini ya da güneşin batımına yakın saatleri tavsiye edebilirim.


Kaş’a ulaştığımızda Çukurbağ yarımadasını da bir turlayıp otele dönmeye karar verdik. Bu noktada Kaş’a girişteki manzarının harika olduğunu, arabamızı yolun kenarına park edip oralara serpiştirilmiş banklardan denizi seyretmekten çok keyif aldığımızı da söylemeliyim.




Küçük bir kasaba diyebileceğim Kaş hakkında yazılabilecek çok şey var aslında. Ne güzeldir ki bu olumlu düşüncelerle “hoşçakal” dedik bu güzel yere. Kaştaki “yavaş tatil” felsefesi, büyük club-disco mekanların olmaması, esnafın-işletme sahiplerinin davranış biçimleri bizi çok hoşnut etti. Bu yazıyı kaleme alırken birazcık da çekindim açıkçası. Acaba övücü bir yazı kaleme alır da bu güzelim beldemize bir zararım olur mu diye. Ama sonra Kaş’a gelen ziyaretçilerin onun güzelliğine kendilerini kaptırıp, korumaya özen göstereceğini, Kaş’ın o dingin havasının bozulmayacağına inandım. Birgün yolunuz düşerse, sizden ricam bu yazının hatrına Kaş’ımıza iyi bakmanız. Tekrar görüşmek üzere.


www.dunyayigezmek.com'dan alıntı yapılmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder